Hayat şartları bazen en sert rüzgârları estirir ve sizi hiç hesapta olmayan kıyılara iter. Benim için de öyle oldu; yedi koca yılı geride bırakarak İstanbul macerama, nam-ı diğer "İstanbul sürgün günlüklerime" son noktayı koydum. Vakit darlığından dökemediğim içimi, şimdi Konya’nın o kendine has vakarıyla kağıda döküyorum.
Konya Medyası: "Kendi Etti, Kendi Buldu"
Fiziken Konya’dayım ancak kalemim yine İstanbul mahreçli Habererk’te yankılanmaya devam edecek. Neden mi? Çünkü üzülerek görüyorum ki Konya medyası bugün tam bir enkaz halinde. "Yandaşlık" gömleğini üzerine dar gelen bir zırh gibi giyen yerel basın, ne yazık ki kendi sonunu kendi hazırladı.
Bağımsızlığını kaybeden, sadece birilerinin ağzına bakan bir medya yapısı, bugün yaşanan faciayı bizzat davet etti. Konya basını "kendi etti, kendi buldu." Biz ise kalemimizi eğip bükmeden, doğru bildiğimizi söylemeye devam edeceğiz.
Karaman: Türkçenin Sarsılmaz Kalesi
Konya ve Karaman benim öz toprağım, köklerim... Karaman demişken, son günlerde yaşanan "Arapça İstiklal Marşı" skandalına da iki kelam etmeden geçemem. Şunu herkes bilsin ki; hiçbir münferit skandal, Karaman’ın "Türkçenin Başkenti" olma şerefine gölge düşüremez. Karamanoğlu Mehmet Bey’in mirası, geçici siyasi rüzgârlarla sarsılmayacak kadar derindedir. Karaman Türkçenin başkentidir ve sonsuza dek öyle kalacaktır.
Merhaba Konya, Bismillah!
Nihayetinde, "Nerede kalmıştık?" diyerek yeniden merhaba diyorum bu kadim şehre. İstanbul’un kaosu bitti, Anadolu’nun gerçekleri başladı. Sürgün bitti, vatan toprağında yeni bir sayfa açıldı.
Bismillah diyerek başlayalım...
